Bilim insanlarının yaptığı kapsamlı çalışma sonucunda dizi izleme alışkanlığının bağımlılığa dönüştüğü ortaya çıktı. Araştırmacılar televizyonu yoğun olarak izleyen 551 yetişkin birey üzerinde inceleme yaptı. Buna göre günde en az 3,5 saat televizyon izleyen ve haftada dörtten fazla bölüm bitiren kitlenin risk altında olduğunu gösteriyor.
BAĞIMLILIK SINIRI VE YALNIZLIK İLİŞKİSİ
Elde edilen sonuçlara göre katılımcıların yüzde 60'ının televizyon bağımlısı olduğu ortaya çıktı.
Bu grup, izleme alışkanlığının iş ve özel hayat üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen tüketim miktarını artırarak takıntılı bir davranış sergiliyor. Bağımlılık kriterlerini karşılayan grupta yer alan bireylerin yalnızlık düzeyinin yüksek olması ise bir diğer dikkat çeken sonuç.
Buna karşın, yoğun izleyici olup bağımlılık geliştirmeyenlerde yalnızlık ile izleme süresi arasında böyle bir bağ bulunamadı. Bu durum, sorunun sadece çok izlemekten ziyade, altta yatan psikolojik faktörlerden kaynaklandığını kanıtlıyor.
KAÇIŞ PSİKOLOJİSİ VE DUYGUSAL BOŞLUK
Yalnızlık hisseden bireylerin neden ekran karşısına hapsolduğunu inceleyen uzmanlar, bu davranışın altında 'kaçışçılık' ve 'duygusal gelişim' arayışının yattığını saptadı. Bulgular, yalnızlık çeken kişilerin gerçek hayattaki olumsuz duygulardan kaçmak ve kendilerine yapay bir konfor alanı yaratmak için dizilere sığındığını gösteriyor. Araştırmacılar, medyanın bu şekilde aşırı tüketilmesini, sosyal izolasyonla mücadele eden insanlar için sağlıksız bir başa çıkma stratejisi olarak tanımlıyor.
KÜRESEL SAĞLIK TEHDİDİ VE FİZİKSEL RİSKLER
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünya genelinde insanların yüzde 16'sı yalnızlıktan etkileniyor ve bu durum küresel sağlık için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Sosyal izolasyonun tetiklediği bu hareketsiz yaşam tarzı; kalp hastalığı, tip 2 diyabet, depresyon ve anksiyete gibi pek çok ciddi rahatsızlıkla doğrudan ilişkilendiriliyor. Araştırmanın yazarları, yalnızlık düzeyini azaltmanın, problemli dizi izleme davranışlarını ve buna bağlı gelişen fiziksel hastalıkları önlemede anahtar rol oynayabileceğine dikkat çekiyor. Çalışmanın sadece televizyon dizilerine odaklandığı, YouTube veya TikTok gibi kısa süreli içeriklerin etkilerinin ise henüz bu kapsama dahil edilmediği belirtiliyor.